VİRÜS SALGINININ KIŞIN OLMASININ GERÇEK NEDENİ

Grip sezonu artık hayatımızın temel gerçeklerinden birisi -  fakat yakın bir zamana kadar kimse nedenini tam olarak bilemiyordu.

Bu sorunun cevabı virüslerin insanlar arasındaki tiksindirici geçişinde saklı.

Tam olarak ağaçların yapraklarını dökmesi ile başlar. Güneş ışığı azaldığı ve termometreler daha düşük sıcaklıklar göstermeye başladığında nezle ortaya çıkar.

Eğer şanslıysak boğazımızdaki tahriş hissi ile kurtulabiliriz, aksi durumda ise uzuvlarımızdaki ağrı, yorgunluk ve ateş ile en az bir hafta sürer. Maalesef grip olmuşuz demektir.

 

Grip hakkında yeni bilgiler yeterince çabuk gelmiyor, dünya çapında 5 milyonun üstünde insan grip salgını dönemlerinde hastalığa yakalanıyor ve çeyrek milyon insan bu yüzden hayatını kaybediyor. Salgında görülen bazı virüslerde çok hızlı bir şekilde vücut değiştirerek nadiren de olsa kendilerini gelecek virüs dönemine hazırlıyor.

Bilim insanları artık vücudumuzda ürettiğimiz antikorların artık virüsleri tanıyamadıklarını ve bağışıklığımızı kaybetmeye başladığımızı söylüyorlar. Artık virüsler için aşı üretmek zorlaştı fakat farklı türlerdeki virüsler için farklı aşılar geliştirmek gerekiyor. Devletlerin insanları bunu başarmaları için daha çok teşvik etmeleri gerekiyor.

 

Peki niçin grip salgınları kışın daha fazla olup yazınsa yok oluyor? Doktorlar eldeki verilerin kısıtlı olmasından dolayı yalnızca salgının yayılmasını azaltıcı hususta önlemler bulabiliyor. Önceki teoriler salgının bizim davranışlarımıza bağlı olarak yayıldığı düşüncesi üzerinde merkezleniyordu. Çok fazla insanla yakın temas halinde olmak mikrobu taşıyan insanlarla temas etme olasılığımızı arttırmakta olduğu düşünülüyordu. Bizler muhtemelen toplu taşıma kullanırken mikroplarla daha çok etkileşim halinde oluyoruz. Birbirine yakın temas halinde olan yolcuların tükürük saçan konuşmaları ( öksürük ve hapşırık nedeniyle camlarda oluşan buğulanmalar) gibi faktörler yüzünden gribin insandan insana bulaşma olasılığı yüksektir. Ayrıca bu sebepten dolayı gribe yakalanan insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

 

Bir diğer popüler iddia ise salgının tamamen psikolojik olduğu yönünde, soğuk havalarda giydiğimiz kıyafetler vücut direncimizi düşürüyor olabilir. Kışın kısa günleri yüzünden çok fazla güneş ışığının etkisinde kalamayız ve vücudumuzda D vitamini sentezlenmesi yavaşlamaya başlar. D vitamininin bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi vardır ve eksikliğinde bizleri enfeksiyona karşı savunmasız bırakır. Bunun yanında soğuk havalarda nefes aldığımızda burnumuzdaki kılcal damarlar oluşacak ısı kaybını engellemek için büzüşürler. Bu durum akyuvarların (mikroplarla  savaşan askerlerimiz) mukus tabakasına ulaşmasını ve nefes aldığımız sırada virüsleri öldürmelerini engeller. Bu da virüslerin savunma mekanizmamızın içine girmesini sağlar (ıslak saçla dışarı çıkmak da bu tarz bir etki yaratır).

 

Bu tür etkenler salgının taşınmasında ufak roller oynayabilirken analiz sonuçlarına göre oluşan grip salgını döneminin yıllık olarak ortaya çıkış tarihine bizi götürmüyor.

 

Soğuk havalar daha az nem taşırlar ve doyma noktasına ulaşıldığında yağmur yağmaya başlar. Hava dış şartlara bağlı olarak nem de kaybedebilir. Bu sürekli akış üzerindeki çalışmalar birkaç yıldır sürmekle beraber çalışmalar sonucunda görüldü ki kuru ortam şartları virüslerin gelişmesi için mükemmel şartlardır.

 

Laboratuvar deneyleri ve örneklerinde de yapılan çalışmalarda virüslerin kuru ortam şartlarındaki kobaylar arasında daha fazla yayıldığı gözlenmiştir.  Nemli havada virüs salgını daha kontrollü bir şekilde yayılırken kuru ortamda tıpkı bir orman yangını gibi yayılıyor.

 

30 yıllık hava şartları kayıtlarıyla sağlık kayıtlarını inceleyen araştırmalar grip salgını ile nem miktarı arasında doğrudan bir bağlantı olduğu ortaya koyuyor. Bu iki grafik üst üste koyulduğunda aynı iki grafik gibi çakışma gösteriyor.

 

Nemli havanın hastalıkların yayılmasını engellediğini sezgisel olarak düşündüğümüzde yanlış gibi gelebilir fakat tam aksine nem bizi hastalıklardan korur. Bunun nedenini anlayabilmemiz için öksürük ve hapşırıktan yola çıkabiliriz. Bizler her zaman soğuk havalarda ağzımızdan ve burnumuzdan zerre şeklinde partiküller çıkartırız. Nemli havadaki bu partiküller kuru havaya göre daha büyüklerdir ve yere doğru düşerler (çiğ oluşumu gibi) . Fakat kuru havanın içindeki partiküller daha küçüktürler ve ağır olmadıkları için havada askıda kalırlar.

 

Sonuç olarak kış aylarında odanıza giren herhangi birisi yüzünden havadaki ölü virüs ve bakteri kokteylini soluyorsunuz. Dahası havadaki su buharı virüs  için toksik etki yaratabilir, mukus tabakasındaki asitlik derecesinin ve asit konsantrasyonunun değişmesiyle, nemli hava virüsü de-aktif edebilir. Yani virüsler hücrelerimize saldırırken silahsız kalacaklardır. Tersi durumlarda kuru havada virüsler havada uçarlar ve solunana yada yutularak hücrelerimize karışana kadar saatlerce aktif olarak beklerler.

 

Genel kuralların bazı istisnaları olabilir. Mesela bazı kuru havalarda sirkülasyon havası klimalardaki mikrop tutucu filtre sistemi sayesinde grip bulaşma olasılığını azaltır.

 

Kuru hava gribin yayılmasında bir yakıt gibi davranmasına rağmen Kuzey Amerika’nın ve Avrupa’nın ılıman bölgelerinde bulunan tropikal alanlarda bu durum biraz daha farklılık gösteriyor. Özellikle tropikal iklimin nemli ve ılıman şartları virüslerin havada askıda kalma özelliklerini oda şartlarına nazaran azaltıyor. Bu sebepten dolayı virüsler havada iyi bir şekilde canlılıklarını sürdüremiyor ve dokunduğumuz her şeyin üzerinde sağlam kalan virüsler eliniz vasıtasıyla ağzımıza oradan da vücut hücrelerimize giriş yapabiliyorlar.

 

Fakat kuzeyliler havada asılı kalan mikropları öldürmek için basit bir yol buldular; bilimsel bir çalışmada okula yerleştirilen basit bir nemlendirme cihazı sayesinde havada serbest dolaşan virüslerin önemli bir kısmı bertaraf edilebildi. Bu tarz benzer önlemlerle toplu taşımalar ve hastanelerdeki bekleme  odaları gibi yerlerde hastalıkların önüne geçebiliriz.

 

Uzmanlar, büyük salgınları bastırdıkça birkaç yılda bir grip virüslerinin yapısı değişecektir diyorlar. Ve tabii bütün bunlara karşın patojenlerin ve patojenik yapıların da yaşamak için uygun şartları da nemdir, nemlendirme kesin bir koruma için gereklidir fakat tek başına yeterli değildir.

 

Bilim adamlarının kendimizi hastalıklardan korumak için en iyi yolun aşı ve kişisel hijyen olduğunu söylediklerini tekrardan hatırlatmak istiyoruz; Nemlendirmenin kullanımı mikropları öldürmek için sadece ilaveten yapılabilecek bir önlem olabilir. Fakat düşmanınız grip virüsü gibi kurnaz ve her tarafa yayılabilen bir virüs ise silah olabilecek her şeye cephaneliğimizde yer vermeliyiz.

VENTEK MÜHENDİSLİK - 2017 - HER HAKKI SAKLIDIR